Maurizio Vitiello’nun “Emre Yusufi’nin ludik eserlerindeki sonsuzluk esintisi” adlı yazısı

Emre Yusufi’nin üretkenliği, uluslararası etkinliklere katılım performansının yanı sıra, farklı ve çeşitli kollektif ya da üst düzey expo türü sergilerde yer alan ironik ve ludik çalışmalarıyla da ölçülebilmektedir. En son üretimlerinden biri, görünürde sadece parlak Yunan ve Roma geçmişine yönelen son derece kişisel bir dil kullanarak öykülendirdiği tarzını sağlamlaştırma yolunda atılan somut adımlardan bir başkasına tanıklık ediyor. İşte o geçmiş kendisini çok heyecanlandırıyor olacak ki, ödünç aldığı anlamlı, temsili ve doğurgan ikonalardan oluşan öznelerin bazı ayrıntıları üzerine yansıttığı keskin dokunuşlar, zekice ve bilerek tasarladığı oyunlar sayesinde onu yeniden yorumluyor, canlandırıyor ve şekillendiriyor. Eserlerinin bir çoğu bilgisayar çizimleriyle, yani grafik tasarımın bilgisayarda bir anda ve aynen bir rapsodi şeklinde programlanmasıyla hayat buluyorken, bazen de benzetmeler ve plastik çalışmalar öne çıkıyor. Aslında onun ara sıra yaptığı şey, heykelleri bir anlamda “lekeleyip” onlara düşsel soluklarla can vermek, onları alaycı ve çağdaş takıntılarla, farklı (heterodoks) düşüncelerle beslemek, çağdaş “geçişler” ve gençliğin tiranlığını ya da hakimiyetini (efebokrasi) vurgulayan dokunuşlarla daha güçlü ve çarpıcı hale getirmek. Burada tarihi bir tespitte bulunmamız gerektiğini de belirtelim. Başka sanatçılar da, örneğin Valeria Corvino, ya da artık aramızda bulunmayan Nino Ruju gibileri de antik tarihe ait özneler, tanrılar ve mitolojideki armoni üzerinde çalıştılar. Dağarcığında çok sayıda sergi bulunan Valeria Corvino her zaman resim ve heykeli, sportif fiziğe sahip erkeklerin beyaz gövdelerinde yansıtan estetik bir kavşakta buluşturmak istemiş, Nino Ruju ise, Ischia Kraliyet Sarayında gerçekleşen ve sanat eleştirmeni Luigi Paolo Finizio tarafından sunulan kişisel sergisinde yaptığı gibi, metafizik ile gerçeküstü dünyadan yansımalar içeren ikonik figürleri bir çok Akdeniz kentinde sergilemiştir. Her halükârda, İtalya ulusal sanat sahnesinden muhtelif akımların geçtiğini görüyoruz; Fütürizm üzerinden geçen uzun yıllardan sonra gelen kavramsal sanat akımının ardından, sahneyi bu kez Achille Bonito Oliva’nın öncülük ettiği Trans-avangard akım doldurdu. Bu akım 1980 yılındaki “Venedik Biyenali” kapsamında gerçekleştirilen Aperto ’80 etkinliğinde massmedyanın ilgi odağı olarak kutsandı ve hemen sonrasında bunu diğer bazı estetik süreçler, formatlar, görsel sonuçlar ve ortamlar izledi. Italo Tomassoni ve Giuseppe Gatt ise, Maurizio Calvesi ve Giulio Carlo Argan gibi bazı entellektüeller ise birlikte coniarono, insieme a intellettuali, quali Maurizio Calvesi e Giulio Carlo Argan, “Hiper maniyerizm”, “Anakronizm”, “Maletme-Temellük Sanatı” ve “Okullu Resim” (Pittura Colta = Cultured Painting) gibi tanımlamalara damgasını vurdular. Bu harekete bazı yönleriyle Antonella Cappuccio, Alberto Abate, Stefano Di Stasio, Paola Gandolfi, Bruno d’Arcevia, Omar Galliani, Umberto Bartolini ve Antonio D’Acchille gibi sanatçılar da zenginlik kattılar. Bu sanatçılar 1986 yılındaki Roma Sanatı XI Quadrienalinde yer aldıkları gibi, kendilerine Giuseppe Gatt ve Claudio Strinati tarafından 1989 yılında yazılan kitapta da yer verildi ve dolayısıyla ana ekseninin semptomatik merkezinde Okullu Resim akımı bulunan Yeni İtalyan Tarzı (New Italian Manner) başlamış oldu. Bundan ötürü, Emre Yusufi hem ikibin yıllık sanat tarihinin hem de geçtiğimiz yüzyılın son yirmi yılını karakterize eden İtalyan çağdaş sanatının oluşturduğu ana arterden ve yakın süreçten sürekliliği sağlamak için gereken uygun sinyalleri almasını bildi. Farklı, enerjik ve olağanüstü bir “look” ile birleşen bu süreklilik şimdi onun eserlerine güçlü bir “trend” ve bir “olmazsa olmaz” ibaresi ekliyor. Yerkürenin iki ucunda sergilediği eserleriyle uluslararası pazarların beğenisini kazanan Emre Yusufi’nin bazen yüce bir kibir ve iğneleyici bir tavır olarak karşımıza çıkabilen güçlü tavrı en çok kompozit çalışmalarında göze çarpıyor. Güçlü renkler arasından koparak süzülen düşsel kıvrım, rüya rüzgârı, çağdaş uygulamalar ve kuşku götürmez “appeal” insanların ilgisini çekiyor.Sanatçının çalışmalarındaki sahne duygusu merkezi ve eskiyle çağdaşın, düşünce ve aktüel değerin, efsane ve doyumun bir sentezini oluşturuyor. Resim yaparken kullandıkları aslında oldukça basit gereçler ve o her zaman kendisini basit olmak ve herkese direkt erişebilmek için zorlayan biri. Doğal olarak azami basitlik azami dolulukla örtüşüyor ve en basit araç, görmek için bakan gözün önünü en iyi şekilde açıyor. Üstelik açık olan bir şey varsa, o da uzun vadede en ikna edici olanın en basit araç olduğu gerçeğidir. Ama şu var ki, basit olmak büyük cesaret ister; dünyada daha zor bir şey yoktur. Basit araçlarla ve zorunlu önerme (apodiktik) bağlamında belirgin ve çarpıcı mesajlarla çalışan birinin görünürde banal olmaktan korkmaması gerekir. Emre Yusufi sağlam temellere oturmuş sanatsal bir “kod” ortaya koyan bir süreci tamamladı ve elinde selfie çubuğu ile smartphone’u olan bir Herkül ve sonraki tüketicilerden (kullanıcılardan, alıcılardan) oluşan “ikiliye” hayat verip, sempatik “selfie” çekimlerine varıncaya kadar “talebi daha önce görülmüş ya da düşünülmüş genel objeler olan doğru bir “brand” politikası izlemiş oldu. Sanatçı, iyi hazırlanmış bir göndermeler oyunu tarafından yönetilen bir arındırılmış farklılıklar teorisi geliştirmiş. Cesur, nitelikli ve gözü pek portreler, içlerinde “tranchant” (çarpıcı) figürler barındırıyor ve bunun yakıcı ve keskin tadı kendinden emin bir şekilde belirmeye başlıyor. Dikkatle bakınca manipülatif ve son derece ince ayar verilmiş mükemmel bir reji kapasitesinin mevcudiyeti fark ediliyor ve simgesel Grek figürleri, Olimpos tanrıları ve atletleri gibi “evergreen” ve “fashion” figürlerin oluşturduğu zamanla yarışan iletişimciler sayesinde, geniş bir repertuar içinde ortaya yorumsal zenginlik çıkıyor; zihnimizi dekore eden ve birer haberciye dönüşen bu figürler, örneğin “dark” ya da “glam” giyim tarzlarıyla günümüz gerçeklerinden kareler sunuyorlar. “Zaman yolcuları” olan Grek figürleri ile “ruhun yolcusu” olan sanatçının oluşturduğu altın denklem, psikolojik fon ve gerçek algısından oluşan bir zeminde, bize bugünkü toplumun zeki ve cesurca hazırlanmış analitik yansımacı metodunu “yarının pusulasından” sapmadan sunuyor. Bu empatik ve görsel kombinasyon yeni bir yorumsal yaratıcılık getirirken, yüksek duygusal bir katılım ve bunun içinde barındırdığı algısal perspektifler, “öteki” algısına daha farklı bir boyut kazandırarak aslında “dünyaya katılım” duygumuzu daha da derinleştiriyorlar.

The breath of the eternal present in Emre Yusufi’s playful works by Maurizio Vitiello

Emre Yusufi’s job is evaluated by his participation in performances at international events and by the presence of his ironic and playful works in various, different and varied festivals, organizations and expo exhibitions. His most recent production testifies the umpteenth concrete step towards the consolidation of a style narrated with a very personal language, which is, apparently, only addressed to the illustrious Greek and Roman past. That past intrigues him a lot and, then, he reinterprets, rehabilitates and reshapes it thanks to burning cuts and clever and educated games on details of the subjects he borrows from a meaningful, incisive, eloquent iconicity. Most of the time his works come from the eidomatic elaboration and therefore from the quick and rhapsodic programming of the graphic computer register and, other times, from assimilations and plastic preparations. Sometimes he “stains” statues and enlivens them with dreamlike breaths, corroborates them with contaminating contemporary smirk, feeds them with heterodox signs, reinvigorates them with contemporary “passes” and ephebocratic break-ins. Here a historical clarification is urgently needed. Even other artists such as, for example, Valeria Corvino or the dead Nino Ruju have also worked on ancient subjects, on deity and on the harmony of myth. Valeria Corvino, with many exhibitions to her credit, has always tried to interpenetrate painting and sculpture in an aesthetic crossroads, which would give extreme physicality to white men with a sports physique, while Nino Ruju has ensured iconic figures go through Mediterranean cities in order that could tell, between the metaphysical and the surreal, new urban scenarios, as in the preparation of a solo show in the Palazzo Reale at Ischia, presented by Luigi Paolo Finizio. However, the Italian national scene was crossed by various trends; many years after Futurism there was, after conceptual art, the Transavanguardia piloted by Achille Bonito Oliva. In 1980, thanks with Aperto ‘80 of “Venice Biennale”, it was consecrated and spread by mass-media and, immediately afterwards, we had other aesthetic cooperation and conjugations and other visual consequences and circumstances. Italo Tomassoni and Giuseppe Gatt coined, together with intellectuals, such as Maurizio Calvesi and Giulio Carlo Argan, the definitions of “Hypermanierism”, “Anachronism”, “Appropriation” and “Pittura Colta” with which the various aspects of the movement were captured, enriched by the presence of artists such as Antonella Cappuccio, Alberto Abate, Stefano Di Stasio, Paola Gandolfi, Bruno d’Arcevia, Omar Galliani, Umberto Bartolini and Antonio D’Acchille. They were present at the XI Rome Quadriennale in 1986 and in the book written by Giuseppe Gatt and Claudio Strinati in 1989 and therefore there was the indication of a new course in the Nuova Maniera Italiana with the symptomatic focus of the significant axis of “Pittura Colta”. Due to the bi-millenarian history and the history of the Italian contemporary art of the last twenty years of the last century, Emre Yusufi has collected from a main path and a close track appropriate signs of a continuity, which fluidifies in his instances, with an energetic, bizarre and extraordinary “look”, which gives his works an exciting “trend” and deliveries and associates almost a “must”. The sense of full force is accentuated in the composite works, sometimes of sublime arrogance and nipping trait, of Emre Yusufi, who is winning the favour of international markets after the exhibitions between the two hemispheres. The dreamlike trend, the wind of dream, the contemporary applications, the undoubted “appeal”, which detach themselves between accentuated colours, create passionate interest. The sense of the scene in the artist’s re-elaborations is central and summarizes ancient and contemporary, current idea and value, myth and current pleasure. The means by which he paints are quite simple and he has always endeavoured to be the simplest and most direct to get to everyone. Obviously, maximum simplicity coincides with maximum fullness and the simplest means frees the eye for vision to the utmost clarity. And it is clear that, in the long run, only the simplest means is convincing. But in order to be simple a strong courage has always been necessary; there is nothing in the world more difficult. Those who work with simple means and in the network of the apodictic, with obvious messages and blatant notes, should not be afraid to become seemingly banal. Emre Yusufi has determined a path, which brought out a well-established artistic “style”, and has pursued a right policy of the “brand” that wants that everyday objects should be revised and idealized until you get to nice “selfie” challenges animating a progressive “dyad” formed by successive users and a Hercules with stick and smartphone. The artist outlines a theory of purified distinctions, well presided over a prepared game of cross-references. Daring, qualified and dynamic portraits welcome “tranchant” figurative dimensions and the searing, hasty and thin taste takes position, convinced and sure. During a very careful reading you can capture the excellent skills of a manipulative and calibrated direction which substantiates interpretative pluralities, in a mocking and expanded repertoire, thanks to communicators who challenge time, such as the different symbolic Greek figures, the gods of Olympus, the athletes of Olympia. Therefore those “evergreen” and “fashion” figures which decorate the mind and become exhilarating messengers, mockingly framing today’s reality, thanks to “dark dresses” or “glam dresses”, for example. The Greek figures, “time travelers”, and the artist, “traveler of the soul”, find a golden equation and on psychological backgrounds and assumptions of impact of manifest realities motivate an enterprising and intelligent analytical-reflective method on the current society, without losing the “compass of tomorrow”. This empathic and visual combination brings out a recreational style of commentaries and the sustained emotional participation frames perspicacious perspectives and explains and redefines assumptions of “other” knowledge and even more broadens the sense of “participation in the world” in detail.

© 2021 Cue Art Space